22 Kasım 2009 Pazar

Durdu, arkadaşına döndü:
-Olm o diil de, bi kız vardı beendiim. Dün geceki partide bir lavunyayla gördüm. Öpüşmediler ama elele fln tutuşuyorlardı sanırım.
-Eee nolcak?
-Ne demek nolcek lan, başka kız beendim partide.
-Ehühehehe. Eee ona ne oldu?
-Ne demek noldu lan, bişe olmadı tabi. Benim gibi adamdan ne bekliyon ki? Kız dolu havuza düşsem, elizabetle elele çıkarım ancak.
-Kih kih kih!
-Sıs len, kırarım elini ayaanı.
-Olm asıl; demin sen gelmeden okudum ayfon'dan geçen staja başvurduğumuz şirketin si i o'su kaybolmuş lan. 3 gündür piyasada yokmuş eleman, kaçırıldı filan diyolar.
-Oooo o zaman yeni si i o olarak beni kesin alırlar. Hazır iş başvurusu da yaptık.
-Ekiekieki!

19 Eylül 2009 Cumartesi

Bay Hubs başında büyük bir ağrıyla uyandı.Sanki alnından filler geçiyordu,kollarını hareket ettirmek istedi ama...kolları bağlıydı. Vücudunu saran ipleri ve bağlı olduğu sandalyeyi farketmesi çok sürmedi...Yakınlarda bir yerde kesik kesik bir su sesi duyuyordu...Kendisini kurtarmak için debelenmeye başlar başlamaz,sırtüstü yere kapaklandı...Su sesi yerini adımlara bıraktı,odanın kapısının açıldığını hayal meyal farketti....
-Günaydın, Bay Hubs.
Konuşan ses içten ve serinkanlıydı.
-Sizden debelenmeyi bırakmanızı rica edebilir miyim?Alt katta yapmam gereken işler var da...
Bay Hubs şaşkınlıkla pardesülü adamı izliyordu. Adamın hareketlerinde çocuksu bir rahatlık vardı,sanki yaptığı işte herhangi bir usulsuzluk yokmuş gibi samimi ve rahattı...
Pardesü adam tek bir hareketle sandalyeyi ve Bay Hubs'ı düzeltti.Odadan çıkmadan önce;
-Teşekkür ederim.
diye eklemeyi de ihmal etmedi.Birkaç saniyelik adımlardan sonra,su sesi tekrar başladı.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

Şişman adam hızlıca arabasına koştu, yağmurda daha fazla ıslanmak istemiyordu. İğrenç bir şehirdi burası, durup dururken yağmur başlardı. Arabasına oturur oturmaz telefonunu çıkardı ve hızlı arama tuşlarından birine bastı.

-Ben K.

-...
-Planın ilk aşaması tamamlandı.
-...
-Evet.
-...
-Elbette, her zamanki gibi.
-...
-Tabii efendim.
-...
-Başüstüne, derhal.

Telefonu kapattıktan sonra arabasını çalıştırdı ve gaz pedalı tabana değecek bir şekilde oradan uzaklaştı.

14 Ağustos 2009 Cuma

Donnie'nin bu hayatta örendiği birşey varsa o da kuşkusuz kendi sırtını kollamaktı. Pardesülü adamın siparişlerinin her zaman sıradışı şeyler olduğunun farkındaydı. Yaşlı adam, ki Donnie ona "Heeeeey pops!" derdi, yaşına rağmen halen gözü açık biriydi,fakat Donnie'ye de oğlu gibi güvenirdi.7 yaşından beri yanındaydı,"İlk futbol topunu benim aldığım bir çocuktan ne zarar gelebilir ki?" diye düşünürdü.Bu nedenle Donnie için listeyi yürütmek hiç zor olmadı;

-------Alışveriş Listesi-------

1 havan topu
2 bidon süt
2 kutu kraker(büyük kraker)
Kızkaçıran

------------------------------

Listedekileri aceleyle bir kağıda çiziktirip,tshirtunun ustunden salınan
gömleğinin iç cebine attı,içerden "pops"ın homurdanması geliyordu;
-Denizler alsın seni Z., bir kere de listeye şu sütün markasını yaz!

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Londra'da Brick Lane ve 121 Bethnal Green Road'un kesiştiği köşede; "Güneş Işığı" isimli bir mağaza vardır. Bu mağazada sarı, uzun, düz saçlı bir genç çalışır. Onun adı Donnie'dir.

Eğer beceripte anlatabilseydim; size bu dükkanın California'nın Venice kasabası sahilinden adeta bir vorteks ile koparılıp Londra'nın ortasına yerleştirilmiş gibi olduğunu söylerdim. Donnie'nin "Heeeeey, adamım! Bu çok coooool!" ve benzeri şekillerde konuştuğunu; o dükkana girdiğiniz zaman adeta zaman-uzay devamlılığını bozduğunuzu hissettiğinizi söylerdim.

Ama pardesülü adam buraya alışkındı. O yüzden Donnie ile hiç vakit harcamadı. İçeri girer girmez, Donnie'nin patronunu sordu; arkaya geçti; ihtiyacı olan malzemelerin listesini Donnie'nin patronuna verdi ve dışarı çıktı.

Onun için size anlattığım kadar kolay olmadı tabi, California'lı Donnie ve patronu o kadar kolay adamlar değildir. Sadece alışkın olanlar böyle idare edebilir.

08 Ağustos 2009 Cumartesi

-Bay K?
Şişman adam başıyla onayladı.Alnı bu yağmurlu havada bile boncuk boncuk ter içindeydi."İlk seferinde hep gerilirler" diye düşündü.
-Para?
Şişman adam elindeki elindeki siyah çantayı uzatırken,tombul bilekleri açığa çıkıyordu.Kısa ve şişman bedenine uygun gömlek bulamamıştı.Kollar ya çok uzun,ya çok kısa geliyorlardı.Ton balıklı sandviçin son lokmasını ağzına atması,sıyrılan gömlekten açığa çıkan dövmeyi görmesine engel olmadı.
-Hedef?
Şişman adam bu sefer elini paltasonun iç cebine attı.Pantalon cebine elini sokmak her zaman zoruna gitmişti.Tombulu vücudunu zor sıkıştırdığı paltanon iç ceplerinden birinde aradığı resmi buldu ve karşısındaki uzattı.
Resmi şöyle bir süzdü :
-Pazartesi akşamı,Bay K.
Arkasını dönüp giderken,yağmura tekrar küfretti.Kaldırımlarda oluşan su birikintilerine basmamaya özen göstererek,en yakın sokağa daldı,malzemecisine uğraması gerekiyordu.

04 Ağustos 2009 Salı

Şişkoydu. Hemde çok şişkoydu.

Şişko olmanın en kötü özelliği, şişko olmaktır. Başka kötü özellikleri arasında bayanlarla her türlü iletişim de zorluk, giyecek ve yiyecek bulma sorunları vardır. Vücut temizliği de bunlardan biridir.

O kadar şişko olunca; her mevsim, her ay, neredeyse her hafta yağmurlu bir şehirde bile durmadan terlersiniz. İşin kötüsü lömbür lömbür etler arasından o terler ne silinir, ne kendi kendine buharlaşır. Kışın ortasında, kar yağarken; adeta yeni doğmuş bir bebek gibi pişik olursunuz. Hayır, pişiğin acısı bir yana; o lömbür lömbür etlerin arasına pudra sürmekte zordur. Daha da fenası, o pudrayı sürecek birini bulmakta zordur.

Paranız varsa işler biraz farklıdır. Her şey tamamen değişmez, ama biraz zayıflarsınız. Biraz, yanlızca biraz... Karun kadar zengin dahi olsanız, o hep biraz olur. Birazdan biraz fazla da olabilir, birazdan biraz az da olabilir. Ama hep birazdır.

Şişko'nun parası vardı. Nasıl vardı, ne kadar vardı, nerden gelmişti; bunlar önemli değil. Yani, aslında önemli -hem de çok- de; şu anda değil.

Şu an önemli olan tek şey, şu andır. Şişko; bunu öğrenmiş, bunu bilir, bununla yaşar, bunu söylerdi. Ve şu an; karşıdan bir adam geliyordu.